TuncayTuncer
Tuncay Tuncer'in Kişisel Blogu
Tuncay Tuncer'in Kişisel Blogu
Jan 16th
Sosyal Medya’nın son dönemdeki gözde genci foursquare, hızlı yükselişi ve artan kullanıcı sayısı ile dikkat çekmeyi başarmıştı. Servisin oyun mantığı, kullanıcı egosunu besleyen kurguları, sürekli kendini güncelleyen badge, special lokasyon mekanizması özellikle akıllı telefon kullanıcılarının dikkatini çekti ve nerede olduğumuzu dosta düşmana ilan ederek eğlendik. Geçmiş zaman kullandığıma bakmayın, halen fazlasıyla kullanmakta olduğumuz bu uygulama ülkemizde ciddi şekilde yayılıyor. Üye sayısındaki artış da, foursquare’in kendi verilerine göre hızlı bir ivme gösteriyor. Ancak son günlerde internette dolaşan veriler, uygulama için işlerin çok da parlak gitmediğini gösteriyor. Bu konuda bize kaynak olabilecek verilerden bir tanesi de Alexa verileri olabilir diye düşünerek küçük bir araştırma yaptım. Bakın neler çıktı…
Öncelikle şunu belirteyim, Alexa verilerinin doğruluğu hep tartışılmıştır. Yine de bu veriler kesin ve net rakamları vermiyor olsa bile, trendleri incelemek açısından faydalıdır diye düşünüyorum. Bu gözle bakarsak;
1. Foursquare Alexa’da 673. sırada. Amerika sıralaması ise 835. Türkiye’de ise foursquare 1,671. Sırada yer alıyor. Endonezya, Malezya ve Güney Afrika, trafik verilerinde ilk 3’ü paylaşıyor. Trafik verileri son 6 ay için aşağıdaki grafikte gösteriliyor. Bu rakamlara göre Kasım sonunda başlayan düşüş, Aralık ayında çok ciddi bir ivme kazanmış ancak yine Aralık sonunda, yükselmeye başlamış. Yine de şu anda bakıldığında, 6 ay öncesine göre ciddi bir gerileme söz konusu. (bunda mobil erişimin etkisini de düşünmek gerekebilir, malum noel nedeniyle akıllı telefonlardan erişimin artması durumu söz konusu)
2. Foursquare Günlük erişim verileri, traffic rank düşüşünü gösteriyor. Son 6 aylık verilere göre Aralık ayında gerçekleşen düşüş çok büyük bir oranda. Ancak Ocak itibariyle yükseliş devam ediyor.
3. Bounce Rate incelendiğinde, kullanıcıların %50’sinin tek bir sayfa içerisinde gezindikten sonra çıktığı görülmekte. Bu durumda her 2 kişiden 1’i, siteden tek sayfa ile çıkış yapıyor. Trafiğin %7,5’u search engine üzerinden gerçekleştiği için kullanıcıların çoğunluğunun siteye direk olarak eriştiği varsayıldığında bu datayı şu şekilde yorumlayabiliriz; bir çok kullanıcı bulunduğu yeri check-in yapıyor, offer, special, badge gibi kavramları çok incelemeden, firmaların sayfalarında çok vakit geçirmeden çıkıyorlar. Sitede ortalama 4 dakika vakit geçiriyor kullanıcılar. (aslında bu süre, foursquare gibi bir site için çok iyi!)
4. Kullanıcıların profilleri ilginç bilgiler veriyor. Mesela internet kullanıcısı olan erkeklerin ortalamasından daha düşük sayıda bir erkek kullanıcı grubu, foursquare kullanıyor. Bayanlarda ise ortalama kullanıcı sayısından daha yüksek bir kullanıcı sayısı sözkonusu. (iPhone etkisi!!!) Genelde “work” olarak adlandırılan ev ve okul dışı lokasyonlardan erişim var siteye. (Bu çok normal!) Yaş grubu olarak 25-44 yaş grubu kullanıcıların ortalama üzerinde kullanması, uygulamanın kullanımı açısından bize fikir veriyor. Eğitim seviyesi yüksek kişiler bu uygulamayı daha yoğun kullanıyorlar.
5. Aşağıdaki veriler de çok ilginç, foursquare kullanıcıları, 4square sonrası hangi sitelere geçiş yapıyor? Facebook ve Twitter ilk 3’te yer alıyor çünkü foursqaure her ikisine de besleme yapıyor.
Foursquare, kendi blogundan sürekli olarak üye artışı ile ilgili veriler veredursun, her gün yeni bir makalede, servisin kullanım açısından düşüşte olduğu belirtiliyor. Alexa verileri bu konuda değerlendirme yapmanın biraz erken olduğunu gösteriyor diyebiliriz. Ocak ve Şubat aylarına ait verileri inceleyerek bu konuda bir yorum yapmak daha mantıklı olacak gibi duruyor. Şimdilik, kendisini sürekli yenileyen servisleri ile bu uygulamayı firmaların ve kullanıcıların nasıl fırsata çevirebileceğini incelemek, daha doğru bir yaklaşım olacaktır diye düşünüyorum.
Oct 11th
İlk çalıştığım yer bir teknoloji şirketi olmasına rağmen ve biz internet projeleri üretiyor olmamıza rağmen, internet erişiminde sınırlama vardı. Çünkü holding bünyesinde yer alıyorduk ve sınırlama sadece bizi değil, tüm holdingi kapsıyordu. Durumdan rahatsız olan yöneticim gayretleri sonucunda “işimizin internet olduğu” konusunda ikna olan holding yönetimi, tüm sınırlandırmaları kaldırmıştı:)
Sonrasında bankaya geçtiğimde oldukça zorlanmıştım tabi. Çok sınırlı erişimin verildiği bir ortamda çalışmak zor olmuştu. 3G sonrasında, hem mobil cihazlar, hem de mobil internet erişimi yaygınlaştıkça bu yasaklar bir şey ifade etmiyor artık. Yine de şirketlerin kaygılarını anlıyor ve bu yasakların kalkacağını düşünmüyorum… Hatta sanırım dün gazetede, çalışanların gereksiz internet kullanımını nasıl önleyebiliriz konulu bir İK eki makalesi okumuştum…
Sonuç olarak internete ulaşmak ne kadar engellense de, bir şekilde ulaşmak mümkün. Ve giderek, insanlar bu erişime daha çok ihtiyaç ve ilgi duyuyor. Çünkü sosyal medya var!
Twitter, facebook, linkedin, you tube, kullanıcılara içerik üretmekten daha fazlasını sundukça, yani web 2.0’dan web 3.0’a geçtikçe, kullanıcılar da bu dünyayı daha çok benimseyerek, daha fazla parçası olmaya başladılar.
Peki bu kullanıcılar kim? Profesyoneller sosyal medyayı nasıl kullanıyorlar? NetProspex yaptığı araştırmada, hangi firmanın çalışanlarının sosyal medyayı ne ölçüde kullandıklarını çok güzel açıklamış. Amerika çapında yapılan araştırmaya göre günümüz itibariyle bazı ilgi çekici rakamlar şöyle;
En Sosyal Sektörler
1- Search Engines – Online Portals
2- Advertising & Marketing
3- Banking
4- Traditional Media (TV, Radio, Newspapers, Magazines)
5- Toys & Games
6- HR and Recruiting
7- IT
8- Software
9- Consumer Electronics
10- Retail Apparel
11- Credit Cards & Transaction Processing
12- Flowers
13- Telecommunications
14- Travel & Tourism
15- Cleaning Products
16- Department Stores & Superstores
17- Gambling & Gaming
18- Home Appliances
19- Biotechnology
20- Music
Bu sıralamada e-ticaret için oldukça enteresan bir durum söz konusu. E-Ticaret ile en fazla satışı gerçekleşen ve rekabetin oldukça fazla olduğu ürünleri ve sektörlerini gözünüzün önüne getirin ve listeyi bir de bu gözle inceleyin. Rekabetin çok kızıştığı ve artık müşteri ile dahi iyi ve yakın iletişime geçenin başarılı olacağı bir ortamda, bazı sektör çalışanlarının sosyal medyaya kayıtsız kalıyor olması oldukça ilginç geldi. Tüketici Elektroniği, çiçek, turizm-seyahat, telekomünikasyon benim gözüme ilk çarpanlar…
Bankacılık için ayrı bir parantez açalım. 3. Sıraya bankaların yerleşmesini nasıl yorumlamalı? Bir bankacı ve sosyal medya kullanıcısı olarak bu duruma sevinsem bile aklıma bazı sorular da gelmiyor değil hani… Sosyal medya kullanımının bir işten kaytarma durumu olarak görünmesi paranoyası mıdır nedir ![]()
Twitter Kullanımına Göre Sektörler
1- Search Engines – Online Portals
2- Media Industry (TV, Radio, Newspapers, Magazines)
3- Banking
4- Advertising & Marketing
5- Zoos & National Parks
6- Beauty Care
7- HR and Recruiting
8- Toys & Games
9- IT
10- Software
11- Cleaning Products
12- Music
13- Real Estate
14- Sports Teams & Leagues
15- Travel & Tourism
16- Home Appliances
17- Gambling & Gaming
18- Translation & Linguistic Services
19- Consumer Electronics
20- Department Stores & Superstores
Twitter kullanımında sıralama biraz değişiyor. Bankacılık yine 3. Sırada ![]()
Pozisyon / Rol Bazlı Dağılıma Göre Sosyal Medya Kullanımı
1- Marketing / Chief Marketing Officer
2- Human Resources and Recruiting
3- Communications / Public Relations
4- Information Technology (IT)
5- Sales
6- Chief Information Officer
7- Technical Support
8- Investor Relations
9- Customer Service
10- Office Manager
Bir şirketin CEO’suna derdinizi anlatmak sosyal medya kullananların en büyük rüyası ancak halen bunu yapabilmek için şartlar olgunlaşmış değil. Yine de Amerikalılar, muhatap olacak birilerini bulabilme konusunda şanslılar…
Çalışanlarının Sosyal Medyayı En Çok Kullandıkları Şirketler
İşte en sevdiğim bölümü burası. Çünkü her telden birşeyler var ![]()

Apple’ın sıralamadaki yerine dikkat!
Son olarak meraklısına Amerika’da şehir bazlı kullanımı verelim….
Araştırmanın tamamına NetProspex.com/np/social linkinden ulaşabilirsiniz.
Oct 6th
Bankalar sosyal medyada yer almalı mı? Mevcut uygulamaları amacına ulaşıyor mu? Müşteriler kurulan bu yeni iletişimden memnun mu? Yoksa İletişim kurulamıyor mu?
Bu gibi soruların cevapları çokça tartışıladursun, Türkiye’de durum nasıl? Neler yapılıyor? konusunda bir şeyler hazırladım…
Aslında konu oldukça yeni ülkemiz için. Sonuçta biz profesyonel çalışanlar dahil bir çok kişi, henüz neler yapılması gerektiği konusunda çok da emin olamasak da, en azından Dünya’nın nereye doğru gittiğini gözlemliyor, neler ve nasıl yapılması konusunda fikir yürütebiliyoruz.
En azından şunu biliyoruz, ‘Sosyal Medya, tek yönlü iletişim devrini kapatmış, müşteriyle doğrudan, birebir iletişim devrini açmıştır’.
Bu bağlamda sunumu incelemenizi ve yorumlarınızı paylaşmanızı istesem, ne dersiniz?
Sep 1st
Yemek pişirme, meze yapma konusunda merakım var… Bu konuda araştırmayı, gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi, gördüğümü uygulamayı, okumayı, tavsiyeler almayı seviyorum… Bu işi meslek edinenleri hayranlıkla izliyor, hobi olarak yapanları taktir ediyorum…
Rakı içmeyi seven birisi olarak özellikle mezelere büyük ilgim var… Kendi uydurduğum (ufak eklemelerle diyelim) bir meze tarifini, Efe Rakı’nın ‘Mezeler Efeleniyor’ yarışmasına gönderdim… Bu ay içinde finale kalırsam gidip mezeyi jüri önünde sunacağım… Bu arada ‘ben Efe’yi aldım, sen mezeyi yap’ diyen olursa seve seve efendim…
Üstadların izni ile, sizlerle paylaşayım tarifimi…
Öncelikle mezemizin adı, Beledanın Pürü… Ne anlama geliyor derseniz, bir Alanyalı dostunuza sorun derim… Merak eden olursa, yorum kısmından belirtsin, belki yazarım
Mezemiz için malzemelerimiz şöyle; (Miktar yazmayacağım, siz kişi sayısına göre ayarlayın lütfen…)
Efendim öncelikle tavuğumuzu haşlayarak, ince ince didiyoruz. Bunu bir kenarda soğumaya bırakıyoruz.
Daha sonra el blendırının içerisine ceviz, sarımsak, ekmek içi, avokado (yumuşamış olmalı) karışımını ekleyip, tuz, yarım çay bardağı zeytin yağı, limon suyu, nar ekşisi ve bir tatlı kaşığı yoğurt ilave ederek karıştırıyoruz. Bu karışımı sulandırarak, bulamaç haline getiriyoruz… (Çok su koyarsak sıvılaşır, sıvılaşmamalı, çok da katı olmamalı…)
Daha sonra bu hazırladığımız karışımı, tavuk göğsümüzün bulunduğu kaba boşaltıyoruz… İyice harmanlıyoruz…
Mezemizin sunumu için, roka yapraklarının içerisine hazırladığımız mezemizi sararak, rakı ile birlikte afiyetle tüketiyoruz….
Dediğim gibi, zahmetine katlanmayayım derseniz, siz ‘efe’lenip gelin, gerisine karışmayın
Afiyet Olsun…
Sep 1st
Bir çok şirket için planlama dönemi yaklaşıyor. İçinde bulunmaktan oldukça keyif aldığım bir süreç başlıyor. Keyif aldığım kadar da sıkıntılı bir süreç bu…
Her planlama döneminde, bir müşteri, bir de işi yapan, talebin geçildiği taraf olur. Talebin geçildiği taraf hep ezik, müşteri hep baskındır. Müşteri kızgın, sitemkar, kendince haklıdır… Müşteri ister, parasını verir, olsun der! Haklıdır da…
Çok kısa süre önce terazinin bir tarafındayken, şimdi diğer yanındayım… Bu konuda benden mutlusu yok! Ezik taraftan, ‘ezen’, en azından öyle olduğunu düşünen ama sonuçta hep mağdur olan diğer tarafa geçmiş birisi olarak benden mutlusu yok inanın…
Bu müthiş deneyimi yaşarken, toplantılarda aklıma gelen bir konuyu sizlerle paylaşmak istedim. Şu, yukarıda yazdığım ‘müşteri her zaman haklıdır’ konusu…
Sonuçtan başlayarak gideyim bu sefer…Müşteri haklı olmayı haketmelidir! Evet sonuç bu.. Çünkü gerçekten müşteri haklıdır, ancak hakettiği sürece… Yani müşteri haklı olmak için çalışmalıdır, efor harcamalıdır…
Küçüklüğümü düşününce, beğendiğim bir oyuncağı babama aldırmak için göbeğim çatlardı. ‘O oyuncağı istiyorum!’ şeklinde gittiğimde elde ettiğim şey kocaman bir HİÇ’ten başka birşey değildi. Babam hep onu ikna etmemi bekledi.
‘Falancada var bende yok’ dedim, olmadı… ‘Çok güzel, burnundan ateş çıkıyor, yeni çıktı’ dedim o da olmadı… Olması için nedenler bunlar değildi…
Oyuncak alma işi, tek taraflı bir fayda… Sadece bana bir faydası var, babama ise faydası olmadığı gibi, cebinden çıkan nedeniyle zararı olmuşluğu vardır… Şimdi büyüdük, ortak amaç için bir şeyler talep ediyoruz…
‘Falanca banka yapmış biz de yapalım’… ‘Dünya bu teknolojiye döndü, biz de dönelim’ olmuyor işte… Faydası ne? Ne Kazanacağız, nasıl kazanacağız? Sonuçlar bizi nereye götürecek? Bunları anlatamadğımız noktada paramızla rezil oluyoruz…
Çok da güzel oluyor rezil olmamız… Çalışmalıyız, faydasını, maliyetini, getirisini ortaya koymalıyız…
Sonra, bu çalışmalarla elde ettiğimiz sonuçlara bakıp, bir iş zekası çerçevesinde yorumlayıp, sıralamalıyız…
Aksi taktirde, ‘ben bunu istiyorum’ şımarıklığından başka bir şey elde edemeyiz… Sonra üretene dönüp, ‘asırlar önce istediğimiz şu iş ne oldu’ diye sormaya yüzümüz olmaz…
Ölç, Biç, Sırala… 3 noktanın devamında anahtar sözcük var, TALEP ET!
Sep 1st
Yeni kurulan birimlerin, organizasyonların, ilişkilerin vs. büyük bir çoğunlu için geçerli bence… Yaptığınız başlangıç çok önemli.. Çünkü bu başlangıç, yeni sürecin tüm yaşantısını etkiliyor ve aynı şekilde devam ediyor…
Eğer akıllıca hamleler yapmazsanız, bazı şeyleri düzeltmeniz çok zor. Çünkü siz süreci yönetemez hale geliyorsunuz, başkalarının yönlendirmeleri ile sürüklenip gidiyorsunuz ve kontrolü kaybediyorsunuz… Bir bakmışsınız, sizin şekillendirmek istediğiniz yapı sizden çıkmış, başkalarının sizi görmek istediği hale bürünmüş olabiliyor… Daha da kötüsü, siz bunu alışkanlığa döndürüyorsunuz…
Oysa yeni kurulan yapılar için tek ve en önemli koz, iplerin ilk başta sizin elinizde olması. Sıfır noktasından itibaren nasıl ilerleyeceğinize siz karar verebiliyorsunuz. Tıkandığınız noktada yönlendirme yapabilme şansını elinizde tutuyorsunuz. Yani direksiyon sizde, gazı siz kontrol ediyorsunuz.
Bir de eğer sizden daha güçlü olanların rüzgarını arkanıza alabildiyseniz, sizden daha şanslısı yoktur. Bunu sonuna kadar kullanırsanız, işinizi en iyi şekilde yürütebiliyorsunuz.
Peki bu ideal tablo gerçekte böyle mi yürüyor? Tabiki hayır…
Çünkü gerçek yaşamda hiç bir işe başlamadan önce planlama yapılmıyor
Planlamanın önemi, sadece proje yönetirken ortaya çıkmıyor işte… Hep söylüyoruz, hayatın her anı bir proje aslında! Planlamazsanız ve planlamalarınızı güncel tutmazsanız, sekreter olup not tutarsınız… Defteri planlamazsanız, onu da başaramazsınız…
Aug 17th
Aug 17th
Hayat devam ediyor, zaman akıyor, etrafımızda sürekli birşeyler değişiyor… Biz de buna ayak uydurup değişiyoruz doğal olarak…
Düşündüğümde, aslında bir çok alışkanlığımın nasıl değiştiğini gözlemledim. Sonra bu alışkanlıklarımı nasıl ve ne zaman değiştirdiğimi anlamaya çalıştım. Sonuçta orta okul ve lise yıllarında aslında bir çok alışkanlığımın temelini attığımı ancak bu temellerin nasıl yıkılıp, tepetaklak olup, tam tersi şekilde yeniden şekillendiğini görünce biraz şaşırdım, bazen sevindim, bir ara hüzünlendim ve ne yalan söyliyeyim, biraz da korktum. Bilinç seviyesi düşük, kişiliği oturmamış bir bireyken temellerini attığım huylarımın, hayatımın akışı içerisinde bu şekilde değişimler göstermesi ve -muhtemelen- ileride de bir çok defa çok farklı yönlerde değişeceğini düşündüm… Aslında ortaya çok komik şeyler de çıktı düşününce… Eskiden olsa nasıl tepkiler verirdim, şimdi olaylara nasıl yaklaşıyorum konusunda kafa yorun, siz de çok eğleneceksiniz, bazen hatırladıklarınızla hüzünleneceksiniz… Mesela eskiden;
Var mı sizin aklınıza gelen ekleyebileceğimiz maddeler?
Aug 16th
Dikey fonksiyonlar, günümüz iş yapış şekillerinde, üretim yapılması açısından oldukça önemli ancak büyüyen işletmelerde ortaya çıkan üretim çıktıları, yeni bir yapının gerekliliğini ortaya koyuyor:
Yatay Fonksiyonlar!
Ben bu yapılara, koordinasyon fonksiyonu diyorum. Yani üreten yapıların merkezinde yer alan şeffaf, geçişken bir katman yapıdan bahsediyorum.
Çok metodolojik olmaması ve zihninizde daha kolay canlanması için örnekle açıklayayım…
Bankaları düşünün. Ya da GSM operatörlerini. Neredeyse her gün ilişkiniz olan, müşterisi olduğunuz bu dev şirketlerden bir çok kez şikayet ettiğinizi okuyor, görüyor, duyuyorum. Ben de aynı şekilde içinde görev aldığım bu yapıların müşterisi olarak zaman zaman kahroluyorum.
Faturalandırma için seçtiğim tarife ile ilgili bir işlemi yaparken, başka bir işlemde takıldığımı görünce çıldırıyorum. Ya da cihaz kampanyasını kullanmak isterken, seçtiğim tarifenin önüme hiç alakasız koyduğu bir taş (hatta kaya!) neticesinde kendimden geçiyorum.
Bankada kredi kullanmak isterken, otomatik ödeme talimatının yarattığı bir kontrol sorununun, benim bazı avantajlardan yararlanmamı engellediğini görünce deliriyorum.
İşin içinde olunca ise şunu görüyorum… Tarife dediğiniz ürünü yaratan bir ekip var, bir de cihaz kampanyasını oluşturan başka bir ekip. Aynı kurumsal çatı altında, aynı müşteri olan “bana” hitap eden iki farklı ürünü oluştururken, kafaları tümüyle farklı yönlerde çalışan ve birbirlerinden bir haber iş yapan bu iki ekip, asıl odakları olan “beni” yani müşterilerini hiç düşünmeden hareket ettiklerini, ancak kendileri benim düştüğüm duruma düşünce anlayabiliyorlar fakat iş işten geçmiş oluyor.
Oysa, aynı çatı altında dikey olarak baş aşağı duran bu ekiplere, “Hey! siz aynı amaç için çalışıyorsunuz, gelin ortak bir tavrınız olsun” diyebilecek şöyle yatay, sırt üstü uzanmış bir yapıyı entegre etsek ve birlikte düşünmelerini sağlasak nasıl olur?
Günümüz iş dünyası bu, modele yavaş yavaş gereken önemi veriyor. Müşteri odaklı süreçler ve üretim konusu için, hedeflere ulaşmak için artık bu model yavaş yavaş hak ettiği değeri görüyor…
Bu yapıya en kısa zamanda adapte olanlar, pastanın henüz dilimlenmemiş kısımlarından, en bol kremalı olanına sahip olacaklar… Yani atı alan, şimdiden üsküdarı geçiyor…
Önce departmanlar arası, sonra da gruplar arası koordinasyon ve planlama ekipleri kurmak, hem iç üretim verimliliği, hem de müşteri memnuniyeti yaratmak açısından çok değerli. Koordinasyon ve planlama ekipleri, iş körlüğünü ortadan kaldırmak için de çok değerli çıktılar üretebiliyor.
Kariyer yönetimi açısından da bakıldığında, kafası bu yönde çalışan elemanlara, özellikle mühendislere çok ihtiyaç duyuluyor… Bu konuda kendini geliştirmek isteyenlere duyurulur…
Söz Sizde!