TuncayTuncer
Tuncay Tuncer'in Kişisel Blogu
Tuncay Tuncer'in Kişisel Blogu
Jan 5th
Teknolojinin gelişimi ve insanların bu gelişime ayak uydurmaları konusunda şu günlerde en çok sevdiğim örnek, faks ve telefonun icadı ve yaygınlşaması ile başlayıp, televizyon, bilgisayar, facebook, iphone, ipad diye devam eden çevrimin anlatılmasıdır. Hani faks 100 küsur yıl diye başlayıp, televizyonu 50 yıla, facebook’u 4 yıla iphone’u 2 yıl, ipad’i 6 aya kadar sıralayan örnekten bahsediyorum. Rakamları iyi hatırlamıyorum, önemli olan sürenin inanılmaz şekilde kısalması.
4 sene önce internet sektöründe çalışmaya başladığımda sektörde oluşan, üretilen, yayılan bilginin sayısı ve içeriğinin çeşitliliği ile, günümüzdeki rakamları inceleyecek olsak dehşete düşebilirim. İnanılmaz bir artış var bu artış, neredeyse teknolojideki gelişmelerin önüne geçecek bir durumda.
Demek istediğim gelişiyoruz, geliştikçe tüketiyoruz, tükettikçe daha fazla istiyoruz. Onlar üretiyor, biz yine gelişiyoruz, öğreniyoruz, hayal ediyoruz, tüketiyoruz, daha fazlasını istiyoruz… Bu böyle devam ediyor.
İşin sevindirici yanı, hantal olarak nitelendirdiğimiz kuruluşlar da günümüzde artık gelişmelere kayıtsız kalamıyorlar. Bankaların kurum hantallığının çalışanlarında olmadığını, içlerinden birisi olarak söyleyebilirim. Bankalarda çalışan profesyoneller her şeyin farkında, tüm yenilikleri takip edebilen etten kemikten insanlar sonuçta. Onlar da paragrafın başındaki gelişme-tüketme çeviriminde yer alan birer birey sonuçta…
Hal böyle olunca bankacılık sektöründe son dönemlerde, özellikle ülkemizde, teknoloji bakımından çok güzel gelişmeler yaşanıyor. Garanti Bankası bu konuda lider durumda bulunuyor. Akbank, Yapı Kredi gibi devler önemli hamleler yapıyor. İş bankası, teknoloji yatırımlarını arttırıyor ve bunu duyurmak için oldukça hatırı sayılır bütçelerle reklamlar yapıyor. Bu da, tüketiciler ve sektördeki kişiler için, “yeni” dönemin ne gibi yenilikleri kapsayacağı konusunda merak içinde olmalarına neden oluyor.
Tüketicilerin en yoğun kullandıkları alternatif kanal olarak ATM’lerin bu konuda nasıl pozisyon alacağı ve ne gibi bir değişim/gelişim içerisinde olacağı benim çok ilgimi çekiyor. Bu konuda düşüncelerim şu şekilde;
Ağır-Hantal Cihazlar Artık Olmayacak
Sürpriz değil zaten diyeceğinizi biliyorum. Ancak şu an için geliştirmeler beni kuşkulandırıyor. ATM’ler konusunda “para hazneleri” konusu herkesin kafasındaki ilk soru. Ancak hantal cihazlar dışında da bu sorun çözülebilir görünüyor. İspanyol Devi BBVA, yeni nesil ATMlerini 2010′da, IDEO ile gerçekleştirdiği (microsoft yazılım desteği ile) 2 senelik çalışma sonrasında hayata geçirdi. Bu ATM’ler dokunmatik ekranı ile ipad tarzı bir kullanıcı deneyimini müşterilerine sunarken, asıl önemlisi tasarım olarak çok büyük farklılıkları sektöre tanıtmış oldu. Yani beklenen yapıyı destekleyici bir hamle gerçekleşmiş oldu. NCR firmasının yeni nesil ATM tasarımları da bu konuyu destekliyor.
Daha Niş ATMler Yaratılacak
Sektör bunun tam tersini yapıyor olsa da, ATM denen makinenin ileride “her şeyi yapan” makineler olmaktan çıkacağını şiddetli bir şekilde savunuyorum. Para çekme, para yatırma, ödeme işlemleri ve para transferi dışında ATM’lerde başka hiç bir fonksiyonun yapılmayacağını düşünüyor ve bu fonksiyonlar dışında ATMler üzerinde fonksiyon yapmaya çalışan bankalara anlam veremiyorum. Rekabetin çok çetin olduğu Türkiye pazarında bir bankanın yaptığı geliştirme karşısında diğerleri, gerçekten anlamlı olup olmadığını ölçümlemeden benzer fonksiyonları üretme telaşında olmak yerinde, ana fonksiyonları ve sistemsel altyapıyı geliştirmeye çalışsalar çok daha fazla yol alacaklardır. İpad, Galaxy PAD, akıllı telefonlar gibi gelişmeler, bankacılık fonksiyonlarının internet üzerinden, mobil olarak yapılacağı konusunda ciddi uyarılar verirken, fiziksel olarak parayı işleme almak, ATM’lerin başlıca hedefi olmalı. Bu nedenle niş ATM’leri görebileceğimizi düşünüyorum.
Biometrik ATM’ler
İş Bankası’nın öncelikli olarak duyurduğu, Avrupa’da Polonya’da ilk olarak kullanılan parmak izi tanıyan biometrik ATMler, tüm bankaların gündeminde. Özellikle fraud (güvenlik) riskinin had safhada olduğu ülkemizde, yaygınlaşması beklenen bu teknoloji dışında, yüz tanıma (face recognation) konusunda da çalışmalar yapıldığı biliniyor. Bu konuda prototip çalışmalar, çeşitli fuarlarda kullanıcıların görüşlerine sunuluyor.
Engelliler İçin ATM’ler
Yapı Kredi, Engelliler için geliştirdiği “Engelsiz ATM”‘leri piyasaya süreli henüz bir ay bile olmadı. Bu proje müthiş bir yenilik olarak mevcut ATM’ler üzerinde bir geliştirmeyi ifade etse de, dünya’da engelli insanlar için ATM’lerin nasıl geliştirilmesi gerektiği konusunda standartlar oluşturulmaya başladı bile. Sesli yönlendirme yapılabilen, daha ergonomik olarak üretilen ATM’ler, yeni nesil ATM’ler için de bir referans noktası oluşturacaktır. Yani yeni nesil ATM’lerde engelli insanlar da unutulmayacaktır.
iPad Yeni Nesil ATM olabilir mi?
Bu konuda BBVA’nın geliştirmiş olduğu ATM’ler bir fikir veriyor olsa da, kullanılacak teknoloji açısından dokunmatik ekran, uygulama geliştirmesi kolay işletim sistemi gibi özellikleri ile iPad’lerin bir referans olabileceği açıktır. Bir ATM maliyetinin on bin dolarlarla ifade edildiğini düşünürsek, bu tip teknolojilerin daha düşük maliyetli olduğu da açıktır. Yine de burada benim görüşüm, iPad’in, ATM’ler dışında self servis köşeleri olarak adlandırılan kiosk’ler için yeni bir akım yaratacağı şeklinde. Belirttiğim gibi ATM’ler daha basit, daha az fonksiyonlu noktalar olurken, bir çok ATM’in yerini, iPad benzeri cihazların kullanıldığı mobil bankacılık köşeleri alacaktır. Bu noktalar insanların bankacılık uygulamalarına daha hızlı ulaşmasını ve işlem yapmalarını sağlayacaktır. ATM’ler ise dokunmatik ekranlı modern yapılarıyla, parayı fiziksel olarak işleme koyabileceğimiz noktalar haline dönüşecektir.
Tüm bu yazdıklarımın özeti şudur; sorulması gereken “makineleri nasıl daha otomatik hale getirmek” değil, “nasıl daha kullanıcının dilinden konuşur hale getirmektir.” Bunun için her işlemin yapılabildiği, önünde kuyruklar oluşan noktalar yerine, daha basit, daha kullanıcı ihtiyaçlarına yönelik, hızlı ve dinamik teknolojiyi yakalamak önemlidir.
Siz ne dersiniz?
Oct 15th
Bu başlığa hastayım… Birisi ürün, birisi işletim sistemi, karşılaştırın bakalım deniliyor. Hem de bu tanımı, bu işin uzman denilebilecek şahsiyetleri bile çekinmeden kullanabiliyor.
Elma ile armutu ayırmak için ben size bu tanımı, “Android işletim sistemi kullanan bir telefon mu yoksa Iphone’mu” diye, haddim olmadan düzelterek açmaya çalışayım. Özellikle Turkcell’in Samsung Galaxy S’i satmaya başlamasıyla Türk tüketicisinin hayatına giren bu yeni kavramı kendi deneyimimle aktarmış olayım.
Öncelikle bu yazının, “ortalama tüketici” için yazıldığını belirteyim. Yani telefonu kırayım, dur bir rom yükleyeyim, yok jail break yapayım gibi terimlere, “ne onlar, oyun mu” diye bakan veya benim gibi “iyi de kardeşim programcı mıyız biz ne işim olur öyle işlerle” diyen kullanıcılara hitap ettiğimi belirteyim. Çünkü yazının devamı hep bu durum üzerine kurgulanmıştır.
Bundan 2,5 sene kadar önce ilk çıkan Iphone’u Amerika’dan getirtip, jail break denen işlemle “kıran” ben, o zaman application store’da olan hemen hemen tüm programları telefona indirmiştim. Benzersiz ve o güne kadar yaşamadığım, ağzımın suyunu akıtan bir deneyime yelken açmıştım adeta. Ancak gel gelelim, yavaş yavaş yazılım güncellemeleri gelmeye başlayonca adeta “patladım”. İlk güncellemeyi sıkıntılı da olsa yapıp, yeniden jail break yapmış, ikincisinde telefonu 2 gün süreyle kullanım dışı olmuş birisi olarak bırakı verdim bu güncelleme işlerini. Haliyle IPhonum yeni programları desteklememeye başladı, uygulamalarım paralı oldu, mail almak ve safari kullanmak dışında telefonda hiç bir uygulamayı kullanamaz hale geldim.
İlk defa bir telefonu 2 yıl gibi bir süre kullanan ben, silkinip kendime geldim ama bu sefer, “farklı” olduğu söylenen, “kesinlikle daha iyi” olduğu belirtilen yeni bir şeyler ile ilgilenmeye başladım. Bunun adı Android’di.
Çeşitli sosyal mecralarda, neredeyse kavgaya dönüşecek tartışmalar arasında araştırarak bir android işletim sistemli telefon almak istedim. Ama bu sefer kararlıydım, yurt dışından cihaz almayacaktım, çünkü Iphone’da yaşadığım güncelleme sorunları vs istemiyordum. Ben de paraya kıyıp, HTC Hero alarak, android dünyasına adım attım.
Cihazı çok beğenerek aldım, android heyecanı ile kurcalarken market olmayan sürümle gelen cihazın bu sorununun, yeni sürüm güncellemesi ile çözüleceğini umdum ve güncelledim. Yukarıda da belirttiğim gibi güncelleme önemliydi ve kolayca, güncelle dediğim zaman yok jail break’miş, yok rom kurmaymış uğraştırmadan güncellemesi gerekirdi. Öyle de oldu. Ancak malesef market gelmedi.
Market gelmeyince bir arşivcinin internetten paylaştığı yaklaşık 300 programlık dosyayı bilgisayarıma indirip, içindeki uygulamaları tek tek netten araştırıp, beğendiklerimi cihazıma kurdum. Ancak malesef bu yetersizdi. Çünkü ne uygulama güncelleyebiliyor, ne de yeni uygulama indiremiyordum.
Bu durum sonrasında cesaretimi toplayıp, kıralım bakalım diyerek telefonu “garanti kapsamından çıkacağını kabul ederek” daha yüksek sürüme yükseltmeye ve market yüklemeye karar verdim. İnternette forumlarda araştırdım ve market faturası şeklinde en az 20 maddeden oluşan uygulama listeleriyle karşılaştım. Bu listelerin cihaz ve “kişiye”(!) göre sonuç verdiğini yazıyordu forumdaki arkadaşlar. Olsun yahu, yaparız heralde diyerek işin içine girdim, bir taraftan için gıcıklanıyor ve yapma diyordu, ben dinlemedim.
Sanırım 10 veya 11. adıma gelmiştim ki telefon kapandı. Elimdeki prosedürde bu adımda böyle bir şeyle karşılaşabileceğim yazıyordu. 5. madde için de yazılıydı ama orayı bir şekilde geçmiştim. Uğraşlarım sonuç vermedi ve kurulum başarısız oldu. Yaşadığım “yusuf yusuf” hissi ve “gitti ya telefon” paniği kısa sürdü ve back-up’a geri dönerek (ki bu da benim gibi bir kullanıcı için çok kolay olmadı) telefonu fabrika çıkışına geri döndürmüş oldum.
Bu deneyim sonrasında bir IPhone 4 aldım ve şimdi, emin olun çok daha mutlu bir insanım. Hem cihaz, hem de uygulamalar olarak…
O halde size bu kadar tantananın özetini yazayım:
Android düşünenlere;
Gelelim Iphone’a,
Bu bebek bildiğiniz gibi, çok çok çok ama çok iyi… Tek cihaz, bana göre, her ne kadar bazıları bu görüşüme katılmasa da (tekel mantığına olan tavır) IPhone’un en büyük avantajı. 50 tane cihazda farklı farklı performans gösteren bir işletim sistemi kullanacağıma, gerçekten mükemmel bir deneyim sunan, ve işletim sistemi olarak da birbirine ve marka felsefesine çok uyan IPhone’u tercih ederim.
Bu arada meraklısına da söyleyeyim, Türkiye’deki cihazların büyük çoğunda anten problemi yaşanmıyor. Buna benimki de dahil…
Umarım yardımcı olmuşumdur…
Söz Sizde!